Kişisel Blog

Mutluluğun Sırrı Nedir

1

MUTLULUK

“Bektaşi’nin biri her gün kasabada “Her şey Allah’tan”, “Her şey Allah’tan” diye mırıldanarak dolaşır dururmuş. Bir gün kasabanın serseri delikanlılarından biri yine böyle mırıldanarak dolaşmakta olan Bektaşi’ye arkasından sessizce yaklaşmış, ensesine okkalı bir şaplak atmış.

Canı fena halde yanan Bektaşi’nin pür hiddet dönüp kendisine ters ters baktığını görünce;

– Öyle ne bakıyorsun baba erenler demiş, hani her şey Allah’tandı.

– Tabii demiş Bektaşi, her şey Allah’tan da ben hangi deyyusu aracı ettiğine bakıyorum.”

İnsan bazen bir şaplak atmaktan mutlu olur.

Oysa mutluluğun sırrı iyi bir kahvaltıda gizli… Yerseniz!

Aslında özellikle bitter çikolata yerseniz mutlu olursunuz. Evet. Yerseniz!

Yok yok… Kuyruk yağı yerseniz mutlu olursunuz. Her şey o yağda gizli… Yerseniz! Hayır hayır… aslında bisküvi, özellikle reklamı yeni yapılmış bir bisküvi kesin sizi mutlu eder. Ama yerseniz!

Yerseniz mutlu olursunuz ama içseniz de mutlu olursunuz. Cola içerseniz mutlu olursunuz. Sarı ya da beyazını içerseniz de mutlu olursunuz.

Aslında bunların hepsini unutun. Kahve… Evet. Kahve içerseniz mutlu olursunuz. Özellikle reklamdaki kahveler mutlu yapar!

Yine mi mutlu değilsiniz. Yumuşatıcı satın alırsanız yumuşacık mutlu olursunuz.

Araba alırsanız daha da mutlu olursunuz. Hatta kombi takarsanız da mutlusunuz.

Bunları boş verin satılan ne varsa yerseniz mutlu olursunuz. İşin kısası şu: “Satılan her şeyi alın, kesin mutlu olacaksınızdır.

Yerseniz!

Artık nasıl mutlu olacağınızı anladınız. Satılan bir şey varsa ve siz onu alırsanız musmutlu olursunuz.

Neyse…

Alıyorsunuz. Satın alıyorsunuz, yine alıyorsunuz, sahip oluyorsunuz, içiyorsunuz, yiyorsunuz. Yine de mutlu değilsiniz. Neden?

Epikür bu durumu şöyle açıklıyor:

Ne kadar az şeye sahipseniz o kadar zenginsiniz. Ne kadar az şeyiniz varsa o kadar mutlu olacaksınızdır.

Asker olmayan Diyojen bir gün ellerini birleştirip akan suyu içmiş. Elleri ile içebildiği için de su içtiği kaseyi de atmış. Elinde sadece içinde uyuyabileceği koca bir fıçı kalmış. Ona göre aza kanaat etmeyen çoğu bulamazmış. Tam olarak böyle söylememiş ama bir yerden tanıdık geliyor değil mi bu söz!?

Aristo; mutluluğun, hissi bir durum değil de yaşam biçimi olduğunu söyler.

Bir başka düşünür fıkradaki Bektaşi’nin tersine iyi bir kadere sahip olmanın mutluluk getireceğini söyler. Yani ensenize şaplak yiyorsanız mutlu değilsiniz demeye getirmektedir.

Yakın zamanda yaşamış bir düşünür ise şu an bu yazıyı okuyan insanları da işin içine katarak  insanların sürekli olarak mutluluğun sırrını araştırdıklarını söyler ve ekler: aramaları hiç birinin mutluluğun sırrını bulamadığının ispatıdır!

Eyvah eyvah! Demeyin! Şöyle söyleyeceksiniz. Bi yazı okudum ve mutluluğun sırrını buldum! Mutluluğun sırrı bu sayfalarda gizli demiyorum. Zira gizli değil. Burada açık açık yazmaktadır.

Nerde kalmıştık?

Evet. Mutluluğun sırrını onu bulamayanlar arıyormuş. Bunun üstüne yetmezmiş gibi dünyanın en ünlü psikoloğu Sigismund Sholomo Freud (Sigismund Şlomo Foğyd), aynı Bektaşi’ye şaplak atan adam gibi bir şaplak indirir

insanlığın ensesine ve der ki: “ Yaratılışın planında insanoğlu mutlu olacak diye bir kaide yoktur.” Hatta hatta Freud’un kitabı vardır. Mutlu Olma İhtimalimiz, diye. İhtimal yani, belki de binde bir! En son da şu sözüyle konuyu özetler: “İnsan mutlu olmak ister, bu yüzden berbat haldedir.”

Durum bu kadar vahim mi?

Hani cola içince, kuyruk yağı yiyince mutlu oluyorduk? Araba, çamaşır makinesi, yumuşatıcı, bulaşık deterjanı, bisküvi alınca musmutlu oluyorduk? N’oldu? Hele ki sucuk almak dünyanın en mutlu insanı yapıyordu! Cipssiz kendimizi mutsuz hissediyorduk? Bi cips almamız yeterdi? Değil mi?

Bunlar mutlu etmiyorsa o zaman mutluluğun sırrı nedir?

TDK’de mutluluk şöyle tanımlanmaktadır:

Bütün özlemlere eksiksiz ve sürekli olarak ulaşılmaktan duyulan kıvanç durumu, mut (I), ongunluk, kut, saadet, bahtiyarlık, saadetlilik.

Bütün özlemimiz cips ve koladan ibaret.

Yerseniz!

Yoksa Baltasar Garcian haklı mı? Sürekli mutluluğu arıyorsak demek ki hiç birimiz ona sahip değiliz?

Epikür şöyle der: Ölümden korkmak kadar aptalca bir şey yoktur. Çünkü onunla asla karşılaşmayacaksın. Sen varken ölüm asla var olmayacak. Ölüm varken de sen yoksundur, der. İnsan sürekli ölümü aramaz ama sanki Freud’u haklı çıkarır gibi insan mutlu olmak ister bu yüzden berbat durumdadır.

Çünkü insan var olduğu sürece mutluluk olmayacaktır. İlginç bir şekilde Sokrates de öyle düşünmektedir. Az şey daha fazla mutluluk verir, der. Koyunları olan bir çoban, şirketleri olan bir iş adamından daha mutludur, demeye çalışır. Haklı gibidir.

Çobanın koyunlarını istediği gibi otlatması yüzde yüz mutluluk getirir. İnsanın sahip olduğu tek şeyin iyi olması onu mutlu eder. Oysa şirketlerde çok şey vardır ve bu çok şeylerde sürekli olumsuzluklar hakimdir ve bunların sonu gelmez. Mutluluğun başlangıcının da öyle… onun başlangıcı böylece neredeyse hiç görülmez olur. Mandıra Filozofu buna örnek verilebilir.

Asıl konuya devam edecek olursak, ya bu adamlar haklılarsa? O zaman cips ve kola almaya gerek yok mu?!

Gelin görün Gasset tüm bunların tersini söyler. Der ki: “Her insan mutlu olma potansiyeline sahiptir.”

Peki nasıl?

Mutlu olmak için ne yapmak gerekir? Bir tarif var mıdır? Pozitif psikoloji mutluluk getirir mi? İnsan mutsuzsa ne yapmalı?

Fredrik Nietsche (Fğidğik Niça) şöyle der: “Umut kötülüklerin en kötüsüdür, çünkü işkenceyi uzatır.” Yani mutsuzsanız u-mutlu olmayın demek istiyor? Bu söz, mutlu olmayı aklınızdan geçirmeyin, mutluluğa doğru “U” dönüşü yapmayın, beyhude bir davranış! diye çevrilebilir. Baksanıza biri “Arıyorsanız mutluluk hiç birinizde yok.” diyor. Diğeri: “Doğdum diye mutlu olacaksın diye bir şey yok.” Diyor. Gerçekten de durum böyle mi?

Bakın Puşkin ne diyor?

Size bir iyi bir de kötü bir haberim var. İyi haberim: “Henüz ölmedik.” Kötü haberimse: “Hala yaşıyoruz J”

Nietzsche’nın bahsettiği şey bu olsa gerek! U-mutlu insan ya da U-mutsuz insan! Belki de her şey burada gizli… Kim bilir?

Kim bilir belki de mutluluk insanın içinde gizlidir. Dışındaki cipste değil!

Pi filminde aslında gerçeğin bir tane olduğunu ama gerçeğin insandan insana değiştiğini söyler. Size göre duvar sert olabilir ama siz duvarın yumuşak olduğuna inanıyorsanız, size göre duvar gerçekten de yumuşaktır. Dolayısıyla duvar yumuşaktır. Hatta bunun için bir söz vardır: “Hiç bir gerçek, hayal kadar gerçek olamaz.” Burada kastedilen kişinin hayalindeki gerçeğin mutluluk getireceği olabilir.

Abraham Harold Maslow (Ebrıhım Herıld Mezlöw) de bunu destekleyen şeyler söyler: “Sizi mutlu eden bir iş yapıyorsanız, mutluluğun sırrını bulmuşsunuzdur.” Bir başka düşünür de insanın zevkle yaptığı işin üstüne bir de başkalarının para ödemeye gönüllü olduğundan bahseder.

Bunun ne büyük bir mutluluk kaynağı olduğundan dem vurur. Yine de Maslow bu mutluluk kıvılcımını çoğu insan için hemen söndürür. İnsanın bu şekilde kendini bulmasının yüzde bir ihtimal olduğunu söyler. Yani doksan dokuz insana karşılık sadece bir kişi mutludur. Dolayısıyla Freud’a göre berbat olan insanlar doksan dokuz kişidir. Olmayan ise sadece bir!

Bu durumu Daniel Klein çok güzel tanımlıyor: “Her Keşfettiğimde Değiştiriyorlar Hayatın Anlamını.” Komik kitabının adı bu. Doksan dokuz kişiden biri olarak ne zaman “İşte, buldum hayatın anlamını dese, mutlu olsa, anında bu anlamı değiştiriyorlar, sonra tekrar aramaya koyuluyorum, der. Aradığı için mutluluğun kendisinde olmadığını ispat eder.

Ve…

Evet. Ve bulursanız o bir kişiyi… hani şu yüzde birlik kısımda olan o mutlu kişiyi…

Yüksek olasılık şöyle söyleyecektir:

“Mutluluk aradığını her bulduğunda gizlidir.”

Aradığın acılı şalgam, on yedi inç bir jant, güzel ya da yakışıklı biri fark etmez, aradığın her neyse onu bulduğun saniye mutluluğun sırrının sana gülümsediği saniyedir. Mutluluğun sırrı sadece o bir saniyede gizlidir. Ondan sonra da arayışın devam eder. Zira o bir saniye sana asla yetmez.

O yüzden o deyyus Bektaşi’nin ensesine şaplağı çalar, hem de sadece bi gıdım hadsiz mutluluk için…

Bilinçsizce farkındadır ki sürekli mutluluk diye bir şey yok. O şey sadece bir saniyede görünüp kaybolur.

O yüzden Aslı için Kerem dağları deler.

Aslı’ya kavuştuğu saniye aşkı biter!

Kafasına tavayı yer!

Bu nice mutluluktur!

Mutluluğun Sırrı Sonuç!

Mutluluğun sırrını tam çözecekken tavayı kafasına yiyen Kerem o ana kadar mutlu olma ihtimali ile yaşıyordu. Peki ne oldu da bu ihtimal birden yok oldu?

Ne oluyor da biz de Kerem ile aynı kaderi paylaşıyoruz?

Herkesin adını ezberlediği ama bir kitabını alıp hiç okumadığı birinin sözlerinde gizli bu bilgiler.

Aynen şöyle söylüyor: “Kendi yaşamlarımızı yönetebilme şansına sahip olduğumuz takdirde daha sağlıklı, üretken ve mutlu oluruz.” (Toward Psychology of Being, Maslow, 2001, ilk basım)

Tavaya kadar Kerem kendi yaşantısını kendi yönetiyordu. Tava ile bu yönetim el değiştirdi ve Kerem kendi kurallarından feragat etti.

Maslow’un kitabı şöyle başlıyor: “İnsan kurallara sığmaz.”

Negatif Düşünce İnsanı Hasta Eder mi

Tanrının Var Olduğunu Nasıl Anlarız

Beyin Gücü Nedir? Beynimizin Ne Kadarını Kullanıyoruz?

Öylesine 

 

1 Comment
  1. Okyanus says

    Güzel bir yazı olmuş.

Your email address will not be published.

This website uses cookies to improve your experience. We'll assume you're ok with this, but you can opt-out if you wish. Accept Read More

Privacy & Cookies Policy